Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2026 Salı

Sami Yen’de Bir Satranç Maçı: Galatasaray - Liverpool

Galatasaray için 2025-26 sezonu, Şampiyonlar Ligi’nde son 16 hedefinin gerçekleşmesiyle şimdiden "başarılı" kategorisine girdi. Buradan sonrası artık pastanın üzerindeki çilek... Ancak bu başarıya giden yolu izlerken içimin tam anlamıyla rahat olduğunu söyleyemem.

İki Ekol Arasındaki Uçurum: Sistem mi, Süper Starlar mı?

90’ların sonunda, Derwall ekolünün tohumlarını ektiği ve öz kaynakların meyve verdiği o organik başarı dönemini hatırlayınca bugünkü tablo biraz buruk hissettiriyor. Nereden geldiği belli olmayan devasa bütçelerin satın aldığı süper starlarla kurulan bu "Los Galaktikos" modeli, futbolun o saf tarafını zedeliyor. Ekonomik koşullar bu denli sertken başarının sadece cüzdanla ölçülür hale gelmesi, sanırım benim gibi pek çok eski Galatasaraylının canını sıkıyor.

Geçmişin İzinde: Radu Niculescu’dan Bugüne

Biz 90’larda çocukken Liverpool, babalarımızın anlattığı o yenilmez armada değildi. Kendi liglerinde orta sıralarda gezinen, Avrupa’da pek yolumuzun kesişmediği bir takımdı. Onlarla asıl randevularımız 2000’lerde başladı.

Zihnimde hâlâ Sami Yen’deki o meşhur Radu Niculescu ve harika kafa golü  capcanlı duruyor. Ümit Karan’ın duble yaptığı ama 3-2 kaybettiğimiz o dramatik maç, Okan Buruk’un prestij mücadelesindeki enfes golü... Bunlar hemen hatırıma gelenler.

Bu Gece Ne Olur? Slot vs. Buruk

Bu akşam Ali Sami Yen yine o sağır edici gürültüsüyle uyanacak. Futbolcuların bu atmosferi kullanmak için elinden geleni yapacağına şüphe yok. Ancak asıl mesele kenar yönetiminde: Okan Buruk'un bir sürpriz yapacağını sanmıyorum. Bildiği, güvendiği o agresif önde baskı oyununu yine sahaya sürecektir. Bence İlk maçtan derslerini almış bir Slot göreceğiz. Eğer Liverpool, Galatasaray’ın o meşhur önde baskısını uzun toplarla baypas edip savunma arkasına sarkarsa işler bizim için "kevgir" olma durumuna dönüşebilir; zira bu konuda sabıkamız kabarık.

Futbol şansı yanımızda olursa, galibiyetle ayrılmak işten bile değil. Sonrası mı? O, sonraki haftanın konusu. Bu gece, Galatasaray-Liverpool tarihine yeni ve unutulmaz bir sayfa daha eklenecek.

25 Kasım 2015 Çarşamba

ADAM HAKLI BEYLER, DAĞILIN!

Dünkü maçın ardından Sneijder'in açıklamaları beni hiç şaşırtmadı. Zaten bildiğimiz şeylerin aktarılması oldu. Kimileri riyakar buldu açıklamaları, kimileri dobra bazısı hoca baştayken konuşsaydın ya dedi, kimisi aldığı paraya bakıp yatanlardansın sen de diye ekledi.
 
Sneijder'in taktik yok, çalışma yok sözleri o kadar çok şey yansıtıyor ki. Ülkedeki yerel çalışma gruplarının- hele ki sporda- müsabakaya, çatışmaya odaklı olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Sneijder'in az zaman önce "ayağına top gelen yarım saat düşünüyor" açıklaması da acı gerçeklerimize göz kırpıyordu ya neyse.
 
Önce" ısınma gereği duymadan hemen maça başlayalım, maçta da hurra kaleye gidelim, hurra geri dönelim" felsefesinin uygulandığı 2. sınıf bir futbol ülkesi olduğumuzu itiraf edelim kendimize. Pek az futbolcunun Avrupa'daki meslektaşları gibi fit, oyuna her daim hazır olmadığı gerçeğini daha dün Arda Turan'ın göbekten kasa evrilişinde görmedik mi, asla unutmayalım? Sneijder, Drogba, Ba, Persie gibi üst düzey topçuların ülkemizde ölüleriyle bile tozu dumana kattıklarına şahit olmuyor muyuz, bir düşünelim? Futbol ülkemizde var olalı beri yediğimiz gollerin yandan gelen ortalardan olduğu gerçeği gözümüze bir toz parçası gibi batmıyor mu, hadi sorgulayalım ? Önceki yıl liginde bidon seçilen bir adamın ülkemizde şov yapa yapa fiziğini konuşturduğunu, sözde takım için ölüp kırmızı kartlarla arkadaşlarını yalnız bıraktığını, orasıyla burasıyla  tribünlere oynayarak kalpleri fethettiğini unuttuk mu, hatırlayalım ?
 
Bu sözlerim "ne taktik becerisi kazandırdı ne kondisyon yükledi iyi oldu def oldu Hamza Hoca'cıları mutlu ettiyse kendileri hemen günde 30 paragraf sorusu çözerek işe başlasınlar. Hamzaoğlu'nun gönderilişindeki yanlışlığı işinin başında yaptığı hiçbir yanlış düzeltemez. Etik meselesinin kötü futbol, beceri eksikliği gibi mazeretleri olamaz.
 
Yazının başında da dedim ya Sneijder'in söyledikleri hiç de şaşırılacak şeyler değildi. Sanırım pek çoğumuz zaman zaman böyle çıkışlar yapan Avrupalı topçuların eleştirileriyle hiddetlenecek, gerçekleri görmeyi reddedeceğiz. Ben ümidimi yitirmiyorum. İlgilenenlerin sosyo ekonomik durumlarının biraz daha farklı olduğunu kabul ettiğim voleybolda dünya devleri arasında oluşumuzla avunuyorum. Neden diyorum benzer bir organizasyon ve çalışma anlayışı futbolumuzda da gün gelip hakim olmasın. Bekleyelim belki de göreceğiz.
 
 
 
 
 
 
 
 

3 Ağustos 2011 Çarşamba

FUTBOLA ACIKMAK

minyatürkalemaç'a yazmayı bırakamıyorum. ee ne de olsa ilk göz ağrısı. 2009'da çıktığım bu yolculuk 2 yıldır sürüyor. 2011'de nedense pek yazamadım. sanırım hevesim kırıldı biraz. futbol bloglarında bir hegamonya var. bir grup blogun dışında diğer blogların sivrilmesi, kendinden söz ettirmesi pek kolay iş değil. buna rağmen suya yazı yazmaya devam edeceğim.

şike meselesiyle canımızın bir hayli sıkkın olduğu şu günlerde futbola acıktığımı söylemeliyim. kirinden pasından kurtulmuş bir ligde yeniden futbol heyecanını yaşamayı arzu ediyorum.

illegal yollara başvurarak maç kazandığı ispatlanıp bank asya 1. lige düşerse fener üzüleceğim. evet, bana kalırsa gözlerini kin bürümemiş bütün futbol taraftarları böyle düşünmeli. ilk günlerde şöyle olsun böyle olsun diye ahkam kestiğimi hatırlıyorum ancak bir gerçek yeni yeni dank ediyor. bir galatasaraylı ya da fenerbahçeli için süper ligin yüzde ellisi kendi aralarında yapacakları maçlardır. geriye kalan yüzde ellisi ise şampiyonluk yarışındaki zorunlulukları. bu anlamda galatasaray'ın olmadığı bir lig fenerbahçe'nin yüzde ellisiyle fener'in olmadığı ise galatasaray'ın yüzde ellisiyle oynayacağı, keyiflerin de yarı yarıya olacağı anlamına geliyor. şike ispatlandığında ne yazık ki söylediklerim gerçekleşecek ama gerçekten fenerbahçe'nin olmadığı bir ligin eğlenceli olabileceğini düşünmüyorum.

liglere verilen ara, bilgisayarımın yeni versiyon oyunları kasıyor olması, tatil fırsatı beni CM'ye hem de datası orijinal 2001-2002 versiyonuna götürdü. bu oyun fanatikleri için hiçbir zaman heyecanını yitirmeyecek cinsten biliyorsunuz. eski futbolcuları görünce maziye döndüğüm oyunda biraz şanslıyım tabii. mesela 22 yaşındaki forlan'ın büyük yetenek olduğunun farkındayım. kaka deseniz henüz 19 yaşında ve büyük potansiyele sahip. kalström, mutu bunların büyük futbolcu olacaklarını bildiğimden biraz avantajlıyım tabii. dikkatimi rooney çekiyor. bu adam 2002'de hiçbir işe yaramaz bir futbolcu olarak gösteriliyor everton'da. onu nasıl es geçmişler anlam veremedim. keza saviola'nın gerektiğinden fazla iyi olduğunu söyleyebilirim. drogba deseniz o da rooney gibi. pek bir şey beklenmiyormuş bu büyük yıldızlardan belli ki.

bir yazı daha biterken minyatürkalemaç'a daha çok yazmayı umuyorum. kalın sağlıcakla...


8 Ocak 2011 Cumartesi

SON 10 YILDA GALATASARAY'DA TRANSFER

kazım'ın gelişi gündeme bomba gibi düşünce, aklıma 10 yıllık çilemizin birbirinden bomba transferleri geldi. galatasaray için her zaman sistemin takımı yakıştırması yapılırdı. bu söylem 80'lerin sonu ile 2000 yılı arasındaki galatasaray için geçerli.

son on yıldaki yönetiliş biçimi "elinde değerli bir eşyası olan -uefa kupası ve süper kupa- ve yolunda büyük engeller olup düşmemek için çırpınan bir çocuğu" andırıyor. sürekli anlık çözümler ve telaş içinde yapılan saçmalıklar takımı bugünkü durumuna getirdi.

kahretsin ki çelişkiler ülkesinin çocuklarıyız, bunca telaşın ve kötüye gidişin yanında bir takımı heyecan içinde bekleyebiliyoruz... 20 yıllık özlemimiz "ttarena" bizi galatasaray hakkında hala heyecanlandırabiliyor.

neyse son 10 yılın transferlerine şöyle bir göz atalım isterseniz:

96-2000 jenerasyonunun dağılmasından hemen önce galatasaray kulübü büyük bir telaşla özellikle hakan şükür'ün boşluğunu doldurmayı denedi. mario jardel o telaşın ürünüdür. bana kalırsa uzanlarla yaşanan sıkı fıkı ilişkiler ve popülerliği paraya çevirme hırsı galatasaray'ın bugünlere gelmesinin ilk yanlış adımıdır.

sistemden ödün verilerek takımı arzulanan gibi oynatamasa da elinde tutan lucescu'nun şampiyon olmasına rağmen bir eski eşyaymış gibi kapı önüne konması dengeleri değiştirdi bana kalırsa. keza şampiyon olunan o sezon galatasaray'da farklı mevkilerdeki oyuncuların devşirilerek başka mevkilerde oynamaya başladığını görmeye başladık.

maddi durumun her geçen gün kötüye gidişi, takımın ilahı gibi görülen terim'in planladıklarının bir türlü gerçekleşmemesi vb. hususlar galatasaray'ı günü kurtarmaya yönelik transferlere götürdü.

Sanırım devre arası bomba transferler serisi de o dönemlere kadar uzanır. kazım'ın transferine benzer bir durumu revivo'da yaşadık hatırlarsanız. gerçi revivo transferi o dönemlerde bir kurtulma belirtisi olarak görülüyordu.

geçen zaman dilimi taraftarın da gözlerini açmış olmalı ki artık galatasaray taraftarı devre arası transferleriyle bu işin olmayacağını biliyor ve bu telaş oyunlarına tepki gösteriyor.

takımda 10 yıldır gözlenen bir bek krizi var aslında. capone'den beri sağ beke adam akıllı bir transfer yapılmayışı, cihan haspolatlı ve sabri gibi isimleri burada zorla oynatış takımın transfer politikasının göstergesidir. aynı şey mondragondan sonra kale için de geçerli ne yalan söyleyeyim.

amaç galatasaray.org'da taraftarı heyecanlandıracak isimler göstermek olmuş. insanlar zamanında avrupa kanallarında hayranlıkla izledikleri veteranları sitede görünce büyük bir heyecan yaşıyorlar doğal olarak. yönetimse her sezon taraftarın bu yönünü tatmin ederek sezonları hüsranla tamamlayan bir takım yaratıyor.

her şeye rağmen olup biteni ilgiyle takip ediyoruz. takımın yepyeni stadımıza ayak basacağı günü iple çekiyoruz. liderle aradaki19 puanlık fark yokmuş gibi farz ederek yapıyoruz hem de bunları. bizleri üzen bizi bunca heyecanlandıran kulübümüze yakışmayan adamları tribünlerde ve sahada görüyor olmak sanırım...

12 Aralık 2010 Pazar

ANKA KUŞU'NUN HİKAYESİNDE OLDUĞU GİBİ OLSUN!

maç saatlerinde istanbul'daydım ki havanın nasıl ayaz ve sinir bozucu olduğuna şahit oldum. bu anlamda seyir zevki yüksek bir maç beklemiyordum. galatasaray'ın iki fark yiyerek yenilmesini de beklemiyordum açıkçası. bu maç bana galatasaray'ın bu sezon istisnasız her maçta "favori olmayan takım" olacağını kesinlikle gösterdi.
haftalardır tribünlerdekiler de yönetimdekiler de ne yapacaklarını bilmez haldeler. keza hagi'nin gelişi ile sanıldı ki her şey "güllük gülistanlık" olacak, zirveye ortak olmuş bir galatasaray izleyeceğiz. malumunuz geçen sürede rijkaard'ın galatasaray'ını dahi mumla arayan bir güruha dönüştük. bunda hagi'nin "büyük bir suç"u olduğuna inanmıyorum. rijkaard'ın geçen haziran'da dile getirdiği ve futbolcular tarafından aforoz edilmesine neden olan "elimdeki malzeme kalitesiz" açıklaması aslına bakarsanız hagi'nin de bahanesi olabilir. ben tamamının kalitesiz olduğuna inanmıyorum ancak özellikle orta sahada yaratıcılığı çok sınırlı oyuncuların kullanılmak zorunda kalışı, forvet hattında hakiki bir "striker"dan mahrum olmak çöküşün nedenleri arasında. tek tek bakıldığında fena futbolculardan kurulmayan galatasaray'ın takım olma yolunda da büyük eksiklikleri olduğu aşikar.
her şeyi üst üste koyduğunuzda kriz yönetimini layıkıyla yönetememiş galatasaray yönetimine patlıyor kabak. benim de "yönetim istifa" diyesim geliyor ancak yönetimde olduğumu hatırlayınca utanıyorum diyebilen yöneticilerin basiretsizliğine rastlıyoruz.
her şey bir tarafa kulübüne ama kredi kartını kullanarak ama ürün satın alarak katkı yapmaya çalışan bendeniz, bir taraftar olarak yıllardır hayalini kurduğumuz stadyumun zevkinin kursağımda kalmasını istemiyorum. galatasaray'ın belki de en mutlu yılı olması gereken dönemde bir enkaz ile yeni stadyuma taşınıyor olmak küllerinden yeniden doğan anka kuşunun hikayesini hatırlatıyor bana. hakiki taraftarların yüreğinde,yenilginin neredeyse kesinleşmesine rağmen uzatmaların son 30 saniyesi beklenirken dahi bitmeyen bir umut vardır ya ben hala o inancı taşıyorum. bekliyorum...

5 Aralık 2010 Pazar

KÜMEDE KAL GALATASARAY: KASIMPAŞA 0-3 GALATASARAY


başlık benim sözüm değil yanlış anlaşılmasın, facebook'ta paylaşılan bir fenerbahçe tezahüratı. bilinçli bir şekilde maçları takip edeli 20 yıl oluyor. bu kadar senede böyle bir psikolojiyi tatmadığımdan rakip takımların bu süre zarfı içerisinde defalarca yaşadığı bu kötü durumu artık anlayabiliyorum.

galatasaray'ın kümeye düşmesi pek olası görülmese de rakiplerinin diline düşmesi uzun yıllardır görülen bir şey değildi. ikinci fatih terim ve 90'larda saftig dönemlerini saymazsak yaşanılan düşüş son 20 yılın en kötü tablosunu oluşturmuştur.

her şeye rağmen kasımpaşa maçını değerlendirmek istiyorum:

öncelikle kasımpaşa'nın stadyumuna değineyim. tayyip stadyumu baştan aşağı yenilenmiş. gördüğüm kadarıyla ingiltere'deki stadyumlara benzer bir yapı oluşturulmaya çalışılıyor. dikdörtgen stadyumların benzeri yani. yenileme çalışmaları yüzünden açık tribünde insan olmayışı ise bu sporun seyirciyle ne kadar ilintili olduğunu bizlere kanıtlamış oldu.

gelelim teknik analize. hagi elindeki malzemeye göre helva yapma peşinde. elinizdeki malzemede ayhan, barış ve cana gibi top tekniği oldukça düşük isimler olunca helvanın tadı da o oranda kötü oluyor. bir de ileri ucunuzda işi gol atmak olmayan ve her gördüğü noktada fütursuzca kaleyi yoklayan bir pino'nuz olunca değmeyin keyfimize. doğruyu söylemek gerekirse kasımpaşa bu kadar kötü galatasaray'ı dahi ısırabilecek bir takım değildi. amatörce hatalar yapabilen bir savunma hattına sahiptiler. galatasaray ilk golü resmen topu durdurarak attı. aydın ortayı 20 saniye düşündü. kewell hiçbir dirençle karşılaşmadı kafayı bırakırken.

galatasaray takımı sakatlardan çok çekiyor. özellikle yabancı futbolcularının sakatlıklarından. baros'un olmayışı galatasaray'ın bal yapmayan arı olmasında en büyük etken. kewell tam kendine geliyor derken sakatlanırsa kimse şaşırmasın. keza pino da fransa'dayken sakatlıklardan çok çekmiş bir isim. dolayısıyla ondan da öyle bir haber gelirse şok olmayacağım.

kasımpaşa maçının sevindiren yönlerine bakacak olursak: yeni isimlerin kadroda kendilerine yer bulması diyebiliriz. gökhan zan her ne kadar camdan adam olsa da oynayabildiği sürece topu oyuna sokma hususunda servet'ten daha iyi işler çıkaracaktır. aydın yılmaz'ın hala gelecek vaad eden bir orta saha oyuncusu olması ise komik. aydın'ın her an 11'de oynayabilecek bir sağ kanat gibi kendini hazır tutması gerekiyor. çağlar birinci insua ve balta'dan sonra bir alternatif olabilir ancak. serdar özkan'ı beşiktaş'tayken messi diye değerlendirenlere gülerdim. o çocukta hangi potansiyeli görmüşler hala düşünüyorum. batdal ve musa çağıran ise belli ki galatasaray ayarındaki takımlarda pek iş yapamayacaklar.


evet galatasaray uzun bir sürenin ardından galip geldi. deplasman olarak nitelenebilecek bir yerde hem de. evet kasımpaşa oldukça kötü bir takım ancak bu takımın beşiktaş'tan puan çaldığını da unutmamak gerekir.

her şeye rağmen alınan galibiyet avrupa kupaları için galatasaray'a umut vermiştir. umalım kalan iki haftada galatasaray lig yarışına geri dönebilecek galibiyetlerini sürdürsün.

18 Kasım 2010 Perşembe

MİSİMOVİÇ KADRO DIŞI


galatasaray'da bir revizyon beklentimiz vardı ancak takımla henüz birkaç maça çıkmış misimoviç'in kadro dışı bırakılması onun dışında herhangi bir değişikliğin yer almaması beni şaşırttı.

misimoviç'in maçlardaki formsuzluğu mu yoksa maç dışındaki herhangi bir hareketi mi buna neden oldu bilinmez ancak alışma devresini tamamlayamamış bir futbolcunun bu kadar erken kadro dışı bırakılması için sadece disiplin problemini doğru neden olarak görebilirim.

bu yazım yabancı hayranlığı olarak değerlendirilmesin ancak disiplin suçu dışında misimoviç'i A2'ye alıp servet, ayhan gibi oyuncuları A takımda tutmak pek mantıklı gelmedi bana.

17 Kasım 2010 Çarşamba

GALATASARAY CM 01-02'DE BİLE KÖTÜ


pclionfc'nin blogunda yorum olarak yazmıştım bunu. gerçekten de üzerimden atamadığım bir ergenlik keyfi cm. hala eidos ve sierra'nın ortak ürünü olan 01-02 versiyonunu oynuyorum. tabii yeni data ile. galatasaray'ı 5 kere falan aldım. siz "senin beceriksizliğin" diyebilirsiniz ancak çok da kötü bir oyuncu sayılmam cm'de ve galatasaray'dan 5 kez üst üste kovuldum. cm'de bile bu kadro pek iş yapmıyor. hangi sistemi denersem deneyeyim futbolculardan istediğim verimi alamadım:))

işin şakası bir yana rijkaard'ın-sonrasında çok eleştirdiğimiz- futbolcularının kalitesizliğinden yakınmasına işaret etmeliyiz. rijkaard başında olduğu bir takımın futbolcularına kalitesiz diyerek hata etmiştir ancak bu söylediğinin yanlış olduğu anlamına gelmiyor.

galatasaray'ın 94-95 sezonunu çok iyi hatırlıyorum büyük başarıların ardından başlayan sezonda takımın başına nereden çıktıysa saftig getirilmişti. keza takım 5 sene evvel avrupa şampiyon kulüplerde yarı final oynamıştı. teknik adamın ise kariyeri yardımcı hocalıkla geçmiş büyük takımlar için pek de yeterli sayılmazdı. gerçi bayern'de yardımcı teknik adamlık, bayer leverkusen teknik direktörlüğü küçümsecek işler değil ancak saftig ile kan uyuşmazlığı yaşanmıştı.

o günleri yaşayanlar sami yen'de antep, samsun ve antalya yenilgisi ile iplerin koptuğunu hatırlayacaklar.

o günlerin şartları ile bugünler arasında tabii ki dağlar kadar fark var. bu iki sezonu karşılaştırdığımda tek ortak nokta yönetimlerin basiretsizce işler yapışı. ilginçtir iki sezonda da işin başında adnan polat var. o dönem futbol şube sorumlusu kendisi.

geçmişi bir kenara bırakarak bu haftadan itibaren neler olur diye beyin fırtınası yapmakta yarar var. bu hafta yazıları hep kendini tekrarlar halde. bütün bloglarda benzer şeyler yazılıp çiziliyor. benim yazılarım da aynı eksende. buna rağmen düşünceleri belirtmekte fayda var.

kayserispor maçının sonucu ne olursa olsun kadroda büyük bir değişim şart diye düşünüyorum. bu pek kolay bir eylem değil tabii ki hele ki takım sakatlıklarla boğuşurken. tahminim bu revizyon müdahalesi ilk etapta başarısızlığı artırabilir de. ancak kangren olmuş bir yapının kesilip atılması adına bu zorluklara katlanacağız.

bu anlamda gencecik bir takım hayal ediyorum. ayhan'ı yuhalamaktansa "olur be emre çolak, hadi biraz daha dikkatli be barış, çağlar daha kolay paslar, hadi oğlum" demeyi yeğlerim. servet'in ağırlığını ve kaprislerini çekmektense, ali turan'ın savrukluğuna razıyım. dediğim gibi gencecik bir takım arzu ediyorum. bir de 4 3 3 gibi bir yapının terk edilmesi taraftarıyım artık. ülke futbolu için çift santrfor kaçınılmaz. bence hagi bu yolu da denemeli.

taraftarın da beşiktaş maçından itibaren örgütlenmesini tamamlaması gerektiğine inanıyorum. kolay iş değil farkındayım. bir "çarşı" olmak buradan izlemek kadar kolay değil. ancak ne olursa olsun benzeri bir yapılanmanın olabileceğini, özellikle üniversiteli galatasaraylıların bu işte rahatlıkla ön ayak olabileceklerine inanıyorum.

bu sezon için umudumuz kalmadı. ilginçtir kasım ayından söylüyoruz bunu. belki de hayırlısı budur. belki de bu kadar erken pes etmek sonraki sezonlar için bir altyapı fırsatıdır. galatasaray kulübünün bu felaketi bir fırsata dönüştürmesini bekliyorum.

15 Kasım 2010 Pazartesi

SON 20 YILDA GALATASARAY


galatasaray'ın hali ortada. bloglarda yazılanların birçoğunu okudum. tamamı gelinen noktadan yakınıyor. bloglardaki yazıların ortak yönüyse futbolcuların ruhsuzluğu ve yönetimin yanlışları...

80'lerin sonunu 90'ların başını hatırlayan ve yazan blogger arkadaşların sınırlı sayıda olduğunu düşünürsek son 20 yılda galatasaray'ın durumunu şöylece değerlendirebiliriz sanıyorum.

galatasaray 80'li yılların sonuna 17 sene şampiyonluk görmemiş tribünlerin feryatlarıyla girmişti. her şeye rağmen takımının yanında olan bir taraftar kitlesiyle. keza arşivden galatasaray'ın yıllar sonra gelen şampiyonluk görüntülerini, taraftarın heyecanını, iştahını izleyebilirsiniz. 80'li yılların sonunda galatasaray bir ekol deniyordu. derwall'in yönetimindeki galatasaray'ın bu alman ekolünü hayata geçirmesi uzun sürmedi ve ardından gelen mustafa denizli sistemi sürdermeyi bildi.

sistem deyince sadece diziliş, alman disiplini falan aklınıza gelmesin. tam anlamıyla olmasa da profesyonellik bilinci ve aile ortamı yaratıldı florya'da.

mustafa denizli'nin galatasaray'ı avrupa'ya taşıması yaşanan başarılar vb. galatasaray'ı ülke içinde sivriltti.

bu başarı dönemi kısa süreli kesintilere uğrasa da feldkamp, hollman gibi hocalar başarının sürmesinde pay sahibi olmuştur. bu yıllarda türkiye ligi başarılarının yanında bir ilk yaşanmış ve şampiyonlar ligi'ne katılan ilk türk takımı olunmuştur. (man utd. elendi)

sonrasında saftig ve souness gibi hocalarla çalışılıp bir düşüş yaşanmış olsa da galatasaray futbol takımı her sene başa güreşen bir takım olma özelliğini sürdürmüş, kupasız tamamladığı sezon neredeyse olmamıştır.


bu bölüme kadar florya'da diğer takımlarda olmayan avrupai bir sistem kurulduğu dönemin futbolcuları tarafından da sıklıkla söylenegelir. galatasaray her anlamda diğerleri arasında parlamaktadır. rakipleri bir sezon başı yüzlerce futbolcu alabilecek cüreti gösterirken galatasaray florya'dan çıkan yetenekleri ile adeta bir ajax bir barcelona modelidir türkiye'de. bu anlamda 90'lı yılların en iyi takımıdır ülkede.

96-2000 sezonu başka bir ekolün hüküm sürdüğü yıllar.biraz daha otoriter bir yapı tabiri caizse. fatih terim'in getirdiği sistem mutlak hakimiyeti sağlayan tek bir liderin etrafında gelişmiştir. galatasaray futbol kulübü her anlamda hocaya teslim edilmiş bu anlamda ingilizlerin man utd.'ına benzer bir yapı hayal edilmiştir. 4 yıl boyunca şampiyonluk getiren bu sistem 2000'de uefa kupası ve süper kupa ile taçlandırılmıştır.

bu periyotta tribünlerin inanılmaz iştahlı ve başarıya aç olduğunu görmekteyiz. galatasaray tribünleri o dönem rekorlar kırmış, harika şovlarla sami yeni sarı ve kırmızıya boyamıştır.


her zirvenin ardından gelebilen rehavet duygusu 2000-2001 sezonunda kendini göstermiş. önemli bir teknik adam olan lucescu dahi takımdaki ve tribündeki rehaveti önleyememiştir. ligde şampiyonluk ezeli rakibe bırakılmış, şampiyonlar ligi çeyrek finali teselli olmuştur. o sezonun sonu 96-2000 jenarasyonunun da dağılması anlamına gelmektedir.

2001-2002 sezonunda günümüz kadrosunun iki katı daha kalitesiz olan bir kadro ile büyük başarılar yaşanmıştır. galatasaray şampiyonluğu, florquein, perez, niculescu, arif gibi futbolcularla göğüslemiş, lucescu sistemini oturtmayı becermiştir.


KIRILMA ANI.....

tüm taraftarlar gibi o günlerde ben de lucescu'nun futbolundan haz etmiyordum ancak bana kalırsa galatasaray futbol kulübünün buralara gelmesinin en önemli yılıdır. 2002 yılının sonu. lucescu şampiyon yaptığı takımdan kovulmuştur. sonrasındaki başarılar ise hala hatırlarda. lucescu'nun kovulması galatasaray'ın çöküşünü hızlandırmıştır kanımca.

bir mesih gibi geri getirilen terim, iki sezon boyunca istediklerini yapamamış, florya'nın ortadan kalkan aile ortamını ve hiyerarşisini geri getirememiştir. saçma sapan transferler, 2000 benzeri bir başarı telaşı, altyapıdan kopuş çöküşün nedeni olmuş bugünlerin sinyalleri verilmiştir. 6-0lık hezimet vb. felaketlerle terim 2. sezonu bitirmeden istifasını vermiştir.

sonrasında hagi'yi ve yaptıklarını hatırlayacaksınız. temeli olmayan bir yapı üzerinde denemeler... hagi de 1.5 sezonun sonunda kapıyı çarpıp kaçmıştır. anladığım kadarıyla yönetim 90'lı yılların dirayetini bir türlü gösterememiş ve hataları hatalarla kapatmayı tercih etmiştir.

gerets dönemi mucize şampiyonluğu için sanırım kimse büyük başarı gibi sıfatlar yakıştırmayacak. gerets de 2.sezonun sonunda takımı terk edenlerden olmuştur.

bütün bunlardan sonra 70'lik kalli ile 90 yılların başında gerçekleşen devrim tekrar edilmeye çalışılmış, sağlığı el vermeyen hoca disiplini sağlasa da başarılı olamamış, sezon sonunda kondisyoner cevat güler yönetiminde sahaya çıkan galatasaray takım olabilme genlerini kullanarak şampiyonluğu yakalamıştır. sonraki sezonun teknik adamı ise skibbedir. o da hatırladığınız üzre başarılı olamaz.

skibbe döneminin sanıyorum en önemli özelliği, flash transfer hastalığının başlangıcı olması. baros, kewell, lincoln, keita, franco.... gibi isim çılgınlıklarının başlama safhası. bu dönemin ardından düşüş hızla sürmüş, sezon sonunu getiremeyen skibbe'nin yerine bülent korkmaz gelmiş, bir ayıp da kendisine yapılmış lucescu'da olduğu gibi gözünün yaşına dahi bakılmadan yerine rijkaard getirilmiştir.

yine bir ekol çabası içindedir galatasaray. tabii yalandan bir ekol çalışması. rijkaard mucizevi bir biçimde başlar sezona ancak altyapısı sağlam olmayan kulüpte her geçen gün yozlaşan sistem ve karaktersizleşen futbolcular 1 sezon tahammül edilen rijkaard'ın ipini bu sezonun hemen başında çekmiştir.

sıradaki kurban hagi. son on yılda lucescu, terim, hagi, geretz, kalli, skibbe,bülent korkmaz, rijkaard, hagi olmak üzere bir teknik direktör tablosu görülürken başarıdan söz etmek komik olacak sanırım. bu günlerde 100 yıllık sevda cd'lerini açıp açıp şaşalı günleri izlemenin vaktidir. muhtaç olduğumuz kudret sanırım o günlerde saklı

30 Ekim 2010 Cumartesi

TRİBÜNDE BAROS'UN KULAĞINI YALAMAK


maç öncesinde kadroları gördüğümde doğruyu söylemek gerekirse futbol adına galatasaray'dan pek bir şey beklemiyordum. bunun sebebi tabii ki galatasaray orta sahasının barış, mustafa sarp, cana gibi futbol yoksunu 3 adamdan oluşmasıydı. bu futbolcular fizik kapasiteleri yüksek olmasına rağmen teknik anlamda zayıf oyuncular. ileriye zamanında paslar atmayı beceremeyen bu kesicilerle hücumda zenginlik beklemek safdillik olacaktı.

düşündüğüm gibi de oldu. galatasaray maçın büyük bölümünde yaratıcı oyuncu eksikliğini hissetti. tek yetenek timsali misimoviç'in sol açığa hapsoluşuysa duran top ve şans gollerini akla getirdi.

o da düşündüğüm gibiydi. servet'in harika kafası ve sonrasında kurulan yalancı baskı sonuç verdi ve karambol toplarından iki gol buldu galatasaray.

hagi'yi böyle bir düzenle sahaya çıktığı için eleştirmeyeceğim. mutlaka hafta içi çalışmalarının sonucuydu bu kadro. sonrasında emre çolak'ı oyuna alışı bu gence güvenişi ise gelecek için sevindiriciydi. ben yine de ilk onbirde musa, batdal ve çolak üçlüsünden en az biri ile başlamasını arzu ederdim.

gelelim maçla ilgili diğer noktalara. biraz evvel rıdvan dilmen'in istatistiklerini duydum da ne kadar doğru düşündüğümü yeniden anladım. özellikle maç başına anlaştığımız ve taraftarın sevgilisi olmuş kewell'ın 44 maçlık oynama istatistiği düşüncelerimde haklı olduğumu bir kez daha gösterdi bana. 44 maçta 17 maç oynamış bir futbolcu ilah olsa ne yazar? takımın gol yükünü çekse bile baros da benzer bir performans sergilemiş. 19 maç. 10 milyon avroluk elano ise çoğu sonradan girdiği 23'üne çıkmış 44 maçın. bu profesyonellik anlayışı galatasaray'a zarar vermekte. birçok takımımızın sorunu elbette ancak son yıllarda bu tip oyuncular galatasaray'a çok daha zarar verdiler.

taraftarın "spektaküler" hareketler diye tabir edilen etkileyici hareketler gösteren futbolcuları bağırlarına basma anlayışı sanırım değişmeli. takım için en iyi futbolcu sezonun yüzde 80'inde forma giyebileni olmalı. servet gibi neill gibi mesela...

maç ile ilgili her zamanki gibi değineceğim son nokta sevgili taraftarlarımız. seyrantepe'nin büyüsüne kapılıp da boş hayaller kurmanın alemi yok. ikinci yarı bomboş tribünlere oynayan bir takım izleyeceğiz. maç boyunca eski ultraslan tribünün alt kısmının ve yeni açığın niçin dolmamış olduğunu düşündüm. tatilse tatildi. hava desen gayet elverişliydi. ı love you hagi diye inleyen tribünlerin maradonası saha kenarında uzun süre sonra ilk kez gülümsüyordu. takım kadıköy'den 10 sene sonra puanla dönüyordu. vb. vb. vb. taraftar neredeydi? keza kapalı alt bölümünün kombine olduğunu düşünmekteyim??

galatasaray'ın beni en çok rahatsız eden yanı uzunca zamandan beri "tribünleri". takım küme de düşse ateşli bir taraftar kitlesiyle oynamasını tercih ederim. bir göztepe bir karşıyaka taraftarı kadar olamıyor sarı kırmızılı istanbullular, açık konuşalım!

** başlık da maç yayını içerisinde kendilerini ekranda gören kewell ve baros'un liseli gençler gibi birbirlerine abazan şakalar yapması ile açıklanabilir. bu görüntülerde kewell'ın baros'un kulağına doğru dilini sallayarak yalama hareketi yapması beni gerçekten iğrendirdi.


27 Temmuz 2010 Salı

BİZ DAHA İYİSİNİ YAPANA KADAR EN İYİSİ BU MU?


dile kolay 10 yıl oldu. uefa'yı galatasaray'ın kaldırdığı günün ertesini hatırlıyorum da televizyonlarda sakin kafayla yorum yapan birçok spor yazarı aynı fikirde buluşuyorlardı. bir 50 sene daha böyle bir başarıyı görmemiz mümkün değil! Bu bir mucize!!

o günlerde 20'li yaşlarıma merdiven dayamış bendeniz gençlik hülyalarına dalmış bir şekilde ertesi yıl şampiyonlar ligi şampiyonluğu bekliyordum tabii. gerçi inancım öyle kuvvetliymiş ki sami yendeki real maçının devre arasında beni tiye alan arkadaşlara 3-2 bitecek bu maç diye diretebilmiştim. s.barnebau'da real klasiği yaşatmıştı tabii...

sonrasında takım bazında büyük bir düşüş yaşanmaya başlandı. o tarihi günden bu yana 10 seneyi devirdik. fener'in çeyrek finalinden başka elle tutulur bir şey yok. işin ilginci ülkenin gurur kaynağı galatasaray avrupa sahnesinden resmen çekildi. avrupa'nın 1 değil 2 numaralı kupasını kazanacak kadar bile ışık göremedik takımımızda.

2 sene önce uefa'da kadıköy'ü rota tutmuştuk hatırlarsınız. 10 yıl öncesinin o umutlu genci de yoktu tabii ekranın başında ama nedense acaba mı sorusunu sordurmuşlardı bize. hamburg deplasmanı kupa olmasa da yarı final-final için bize göz kırpıyordu. ama gel gelelim hayaller sami yen'e trajik bir maçla gömülüyordu.

geçen sene 10 yıl öncesinin umutlu çocuğunu biraz daha hissetmiştim kendimde. gel gör ki bu kez aynı senaryo madrid'te yazıldı. sami yen'de sona erdi rüya.

bu iki sene de neden olmasını söyletti bana. tabii 2 numaralı kupa için. şampiyonlar ligi maçlarının her birini izlediğimde 40 fırın aradım ekmek için.

bu yıl neler olur diye kuruyorum şimdiden kafamdan. galatasaray'dan umutluyum tabii yine. rijkaard'ın 2. sezonu olması beni ümitlendiriyor. ona güvenim tam. alınan oyuncuların ve eskilerin takım oyununa daha uygun oluşları da beni umutlandırıyor. bu yıl finale yürüyebilir bu takım diyorum. çok büyük takımlar göremiyorum engel teşkil edebilecek. gerçi grupların ardından şampiyonlar liginin 3.lerini de beklemek gerekiyor kesin fikir yansıtabilmek için. beşiktaş'ı da bu yıl iddialı görüyorum avrupa ligi'nde. ve bir ilki görme umudum da artıyor. iki türk takımının avrupa mücadelesi..

26 Temmuz 2010 Pazartesi

SOMON YA DA MOR BÜTÜN MESELE BU MU?


yine uzun bir ara ve yine ben. dünya kupasından sonra bi sürü olay oldu. nedense yazasım gelmedi ve yorumlayamadım gündemi. ne yeni transfer pino'yu değerlendirdim ne cana'yı tam anlamıyla. fener maçını bile post olarak yazmadım. bazen insanın canı sıkkın oluo yazası gelmiyor hiçbirşey. nedense diğer bloglarda somon rengi forma postlarını okuyunca yazasım geldi. neredeyse her blog karşı çıkıyordu.

bloglarda yazan arkadaşları hem buradan hem de zaman zaman tv ve radyodan takip ediyorum. tamamı çok aklı başında ve işin ehli gençler. futbolun fsini bilmeyen yorumcuların yanında futbola duydukları sevgi ve bilgileri ile çoğunu alt edebilecek düzeydeler. ama gel gelelim okuduğum bir sürü postta somon rengi ve bunun akabinde geçmişin moruna bir sallama söz konusu. moru dışlama geçen sezonun başarısızlığıyla ilgili gibi geldi bana ama yine de alaka kuramadım.

bu tip postlara canım sıkıldı açıkçası. blog gençliğinin tribünlerde çoğalabileceğini düşünerek kalitenin artabileceğini düşünüyordum oysa.

bu serzenişimin altında dünya futbolunun en önemli öğelerinden biri olan pazarlamanın değişilmez parçası 3. formaya karşı çıkış vardı. ilk örneklerini ülkemizde galatasaray'ın gösterdiği- 1.fatih dönemi petrol yeşili forma- bu değişim her muhafazakar ülkede olduğu gibi gayrı ciddi olarak karşılandı ancak büyük liglerin saygıdeğer kulüplerinin ilerlediği yolda çizgisini en iyi koruyan kulüp yine galatasaray oldu.

bugünlerde kendi taraftarından dahi tepki alan bu farklı renkteki 3rd formalar yarının büyük ekonomik gücü olacaktır. türk telekom arena, gs store, gs tv, gs bonus, gs dergisi ve tabii ki her sezona farklı temalı formalar galatasaray'ın büyük kulüpler arasındaki yerini belirleyen yan unsurlar olacaktır. bana kalırsa diğer büyükler de bu değişime kayıtsız kalamayacaktır. saygılar

22 Mayıs 2010 Cumartesi

STAY WİTH US ŞAŞ


tamam ben de sizler kadar sevdim kewell'ı. bordeaux maçında doksana taktığı topu da unutamıyorum evet. gollerinden sonra harryyy harryyy kewell diye bağırdım da. ancak son dönemlerdeki talihsiz sakatlığı taraftar içindeki yabancı hayranlığını da göstermiştir bana kalırsa.

şöyle düşünüyorum şaş kewell'dan daha mı az galatasaraylıydı? verdiği söz ve galatasaray sevgisi yüzünden fenerbahçe'ye gitmeyi reddetmiş bir futbolcudan bahsediyoruz. hem de ankaragücü'ndeyken. ne kadar iyi bir galatasaraylı olduğunu hepimiz biliyoruz. roma'nın tottisi neyse şaş bizim için öyle olmalıydı. belki altyapımızdan yetişmemişti ancak çok genç yaşta geldiği galatasaray'da o rütbeyi hak ediyordu. hangi maçta şaş'ı gönderen yönetimi eleştirdik. hangi maçta bizimle kal şaş diye pankart açtık. hangi maçta şaş'ın portresini açtık tribünlerde. aynı şeyleri ergün pembe için de söyleyebilirim. hakan şükür için de ama şaş daha farklıydı. tribünden gelmiş gibiydi.

kewell'a gösterilen hassasiyeti kendi evladına göstermeyen zihniyet batsın bence. eyvallah baba adamdır kewell pek bir yamuğunu görmedik ancak şaş da en az onun kadar bu sevgiyi hak ediyordu!

20 Mayıs 2010 Perşembe

HALA NEYİ TARTIŞIYORUZ ?

Aslan açık ara önde

Futbolda bugüne kadar kazanılan "üst düzey" resmi kupa sayısında Galatasaray ezeli rakiplerine büyük fark attı.

NTV Spor ve Ajanslar
Güncelleme: 11:31 TSİ 20 Mayıs. 2010 Perşembe

Futbolda 2009-2010 sezonu ligde Bursaspor'un, Türkiye Kupası Trabzonspor'un zaferiyle sona ererken, bugüne kadar kazanılan ''üst düzey'' resmi kupa sayısı bakımından Galatasaray'ın tüm rakiplerinin açık ara önünde bulunması dikkati çekiyor.

Turkcell Süper Lig'de bu sezon şampiyonluk yarışına erken veda eden, Türkiye Kupası'na 5, lig şampiyonluğuna da 2 yıldır ulaşamayan Galatasaray, kupa toplamında rakiplerine büyük üstünlük kurmuş durumda. Ligde Fenerbahçe ile birlikte 17 şampiyonlukla en fazla ipi göğüsleyen takım durumunda bulunan ve formasında ''3 yıldız'' taşıyan iki takımdan biri olan sarı-kırmızılılar, Türkiye Kupası, Süper Kupa ve Avrupa'da kazanılan kupalar da dikkate alındığında en zengin kulüp durumunda bulunuyor.

Galatasaray, 17 lig şampiyonluğunun yanı sıra 14 Türkiye Kupası, 11 Süper Kupa, 1 UEFA Kupası ve 1 Avrupa Süper Kupası ile birlikte toplam 44 büyük kupanın sahibi. Galatasaray, yurt içinde kazandığı kupaların yanı sıra, Avrupa'da kupa kazanan ilk ve tek Türk futbol takımı unvanını da halen elinde bulunduruyor.


NTVSPOR

9 Mayıs 2010 Pazar

FATİH'İN TAVŞANLARI


yaşı benimle bir olanlar onu meşhur türkiye-isveç maçından hatırlarlar. attığı kafa golü belki de bize euro-96'yı getirmişti. fatih hocanın şapkadan çıkarttığı tavşanlarından biriydi o zamanlar. ama fenerbahçe daha gözünü açmadan kapmıştı emre'yi. oldukça agresifti o zamanlar da. popülerdi de. aysu kayacı ile olan ilişkisi ile gündemdeydi. sinirlerine çoğu zaman hakim olamadığından kırmızı kartlarla arası çok iyiydi. galatasaray'a gelmeden önce istanbulspor ve beşiktaş'ta oynadı. istanbulspor'un uzanlı dönemlerine rast gelir onun boğa macerası. görev adamıydı her zaman. olgunlaştıkça daha iyi işler çıkarır oldu. roma'daki kavgalı maçta polisle kavgasını unutmamız mümkün değil. hafta sonu veda ettik emre'ye türk futbolunun fatih terim'in şapkasından çıkan bir mucizesi daha veda etti yeşil sahalara. yolun açık olsun emre!!

25 Nisan 2010 Pazar

BU NE ŞİMDİ?

GALATASARAY 0-0 BURSASPOR

fenerbahçe'ye çalışmak diye buna denir. bir tarafta şampiyon olmayı isteyen bursaspor. diğer tarafta fener'in ezeli rakibi galatasaray... ikisi de fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemezken nasıl oluyor da fener'in işine yarayan bir skor çıkıyor sahadan. anlamak güç...

*BU ARADA GALATASARAY BURSA'YA YATACAK DİYENLER UTANMIŞTIR UMARIM SÖYLEDİKLERİNDEN. TARAFTAR OLARAK BİRÇOĞUMUZ GÖNÜLDEN YATMIŞTIK BURSA'YA AMA FUTBOLCULAR İLK DEFA PROFESYONEL OLDUKLARINI HATIRLADILAR

24 Nisan 2010 Cumartesi

GALATASARAY YENİLİRSE KİMSE LAF EDEMEZ!


bu gece galatasaray'ın maçı vereceği haberleri aldı başını gidiyor. yılların futbol şehri bursa ile ülkenin en antipatik, sevilmeyen takımı fenerbahçe yarış içinde olunca yarışın dışında kalanların ibresi ister istemez hak edenden yana oluyor. bütün bunlar gs-bursa ve bursa-bjk maçlarında gs ve bjkli oyuncuların eyyamla bursayı şampiyon yapacakları anlamına gelmiyor.

başlık neden galatasaray yenilirse kimse laf edemezdir?:

bursaspor fenerbahçe'yi de beşiktaş'ı da kendi sahalarında yenmiştir. dolayısıyla kendi göbeğini kendi kesememiş bir takımın kalkıp da başka bir takımı şikeyle suçlaması saçmadır. bursaspor'da galatasaray'ı sami yen'de yenebilme gücü vardır.

ne kadar istemesem de bu gece inanıyorum ki galatasaraylı futbolcular çıkacak ve çatır çatır futbollarını oynayacaklar ve bursa'yı yenecekler tabii. böylece bütün yıl ağlayan,sızlayan, dilenen, çamur atan bir kulübü şampiyon yapacaklar!

11 Nisan 2010 Pazar

ŞİMDİ İSTERSEN 10 AT

galatasaray diyarbakırspor önünde dakika 52 olmuşken skor 4-0 yaptı. iş işten geçti, olay bana kalırsa bitti. kafamda bir sürü tilki dolaşıyor dolaşmasına ama görünen köy de kılavuz istemiyor. siz sami yen de en önemli rakibinize puan kaybediyorsunuz, sonraki hafta ligden düşmesi muhtemel bir takıma puan hediye ediyorsunuz. bu şartlarda gelen şampiyonluğa da sevinmemeli sanırım. şampiyonluk şansını daha sonra her şeye rağmen değerlendiririz.


bir lafım da sami yen seyircisine olacak. pankartları ters asmışlar. ben protesto meselesinin yerinde zamanında ve haklı yere yapılması gerektiğine inanıyorum. o taraftar grubu o protestoyu yapmaya kendini haklı görmüş olabilir ancak yıl boyu 1o ile 15 bin kişiye oynamış, maçlarının büyük bölümünde davul sesinden başka bir şey duyulmamış bir takıma böyle bir protesto pek haklı değil. tabii kendi düşüncem.


5 Nisan 2010 Pazartesi

MAÇA DOĞRU:SİVASSPOR-GALATASARAY


bu akşam sivas'ta önemli bir mücadele verecek galatasaray. fikstür dezavantajı diye bir şey varsa bu yıl galatasaray bunu hakkıyla yaşayacaktır. geçen hafta derbiyle şampiyonluk olasılığı oldukça düştü ;ancak tabii ki henüz hiçbir şey bitmedi. bu gece her şey bitebilir de. can derdine düşmüş bir sivasspor var galatasaray'ın karşısında. sivas azalmakta olan umutları tamamiyle bitirebilir bu akşam. keza geçen hafta üst üste mağlubiyetlerden sonra gaziantep gibi zor bir deplasmandan bir puanla döndüler. mehmet yıldız'ın takıma adapte oluşu sivasın az da olsa direncini artırmış. günden güne daha iyiye gideceklerdir.

geçen hafta saç baş yoldurmuş olsa da caner'in eksikliğini hissedebilir galatasaray. sol kanattan yapılan ataklarda mücadeleci kimliğiyle çok da kötü işler yapmamıştı caner. geçen haftaki saçmalayışı bütün takımın performansı ile ilintiliydi bana kalırsa.

galatasaray'ın orta sahasına yine büyük iş düşecek bu maçta. arka dörtlünün performansı öndeki iki adama bağlı oluyor çoğu zaman. rijkaard kimleri burada düşünür bilemiyorum ancak, topal ve sarp olursa bu tercihler umarım en iyi maçlarından birine denk gelmiş olur.

galatasaray'ın şansı ne kadar az olsa da ligin kaderinin elinde olduğunu düşünüyorum. hem şampiyon hem de düşecek takım sami yende belirlenecek bana göre. galatasaray ecel terleri döken 3 takımla arka arkaya oynayacak önce. sivas,diyarbakır,manisa... bunlar zaten aralarında büyük bir rekabet içindeler. galatasaray'ı çok yoracaklar. sonrasında bursa gelecek sami yen'e o güne kadar puan kaybetmemiş bursa gelirse sami yen'e maçın ertesinde o maçla ilgili çok konuşulur. çünkü galatasaraylı futbolcuların önlerinde 3 şey olacak: ilk şampiyonluğunu tadacak sempatik bursa, 3 yıl üst üste şampiyon olma parolası ile yola çıkmış ebedi dost(!) fenerbahçe ve hiçbir şeyin üstüne çıkmaması gereken galatasaraylılık duruşu... hangisini tercih ederler dersiniz?

27 Mart 2010 Cumartesi

FENER'İNKİ CAN DA BURSA'NIN CANI CAN DEĞİL Mİ?


Bursa cuma günü yenildi. Pazartesi günü büyük efor sarfetmişlerdi Denizlispor karşısında. Cuma akşamı karşılarında taş gibi bir İBB bulduklarından zorlandılar. 25 bin taraftar da Bursa'yı galibiyete taşıyamadı. Ben bir Galatasaray taraftarıyım. Şimdi Fenerbahçe yönetimine soruyorum.

Galatasaray maçında adalet isteyerek saha kapama cezası ile ilgili açıklamalarda bulunan FB yönetimi Bursa pazartesi cuma maç yaparken nerededir? Madem adalet arzuluyorsunuz neredesiniz? Neden Bursa'nın böyle bir fikstürde maç oynamasına ses çıkarmıyorsunuz. Sanırım sizin adalet anlayışınız nalıncı keseri gibi bir şey. Hep kendinize yontuyorsunuz beyler. Adaletse her yerde adalet bekliyoruz. Bu adil düzenin ligimizde tescil edilebilmesi için sürekli tutarlı açıklamalar yapılmalıdır. 2 gün öncesinde tribünlerdeki olayları öne sürerek adalet bekliyorsanız iki gün sonra başka bir kulübün yaşadığı bir haksızlığa da ses çıkaracaksınız ki herkes sizin hakkaniyet ölçüsünde davranış beklediğinize inansın.