Murat Gil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Murat Gil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2010 Çarşamba

28 YILLIK ÖZLEM


doğduğum sene almışlar kupayı sarı lacivertliler. o günden bu yana hasretler TÜRKİYE KUPASI na. bakalım urfa'da bu hasretlerini dindirebilecekler mi? bana sorarsanız bu gece 28 yıllık özlem bitecek. fenerbahçe TÜRKİYE KUPASInın sahibi olacak.

7 Mart 2010 Pazar

GÖZTEPE NEREYE GİDİYOR ?


Göztepe, yükselme grubuna iddialı girmişti. Gerçi son haftada çıkmayı başarmıştı bu gruba. Mucizevi bir şekilde gerçekleşmişti her şey. Mucizeler de bir yere kadar. Evinde oynadığı 3 maçtan yalnızca 4 puan çıkaran bir Göztepe Bank Asya 1. lige yine mucizelerle çıkabilir. Oturduk dua ettik bekliyoruz!

4 Mart 2010 Perşembe

TUGİ GERİ DÖNDÜ


Onun gidişini hatırlayanlarınız varsa Herta Berlin maçındaki harika performansını da hatırlayacaktır. Deplasmanda Herta'yı devirmiş ardından meşhur Milan maçı ve UEFA 2000 finalini oynamıştık. O sezon Galatasaray'da kalmış olsaydı, devre arası Rangers'ın yolunu tutmasaydı büyük ihtimalle 2000 UEFA şampiyonu fotoğrafında en önde yer alıyor olacaktı 2. kaptan olarak. O fotoğrafta Emre Belözoğlu'nun yerine Tugay'ı görmek isterdim ne yalan söyleyeyim!

Tugi şimdilerde takıma geri döndü. Paul İnce'in takımında teknik sorumlu olacak diye duymuştum yaz başında. Sanırım o iş olmadı. Altyapıda Galatasaray'a hizmet edecek Tugi. Umarım Suat gibi kopup gitmez takımdan ve uzun yıllar altyapı ona emanet olur. Eminim eski bir altyapılı olarak iyi işler çıkaracaktır efsane 5 numara!

1 Mart 2010 Pazartesi

GALATASARAY 4-1 KASIMPAŞA


Abdelkader Keita'nın bu kadar yararlı bir adam olacağını düşünmüyordum. Ağustos ayındaki yazılarımda da bunu sıklıkla belirtiyordum. Doğruyu söylemek gerekirse bana oldukça bencil bir adam gibi geliyordu ancak bu kadar yetenekli olacağı aklımın ucuna gelmiyordu. Gerçekten büyük bir yetenek ve sanırım seneye elimizde tutarken çok zorlanacağız Keita'yı.

Dos Santos için de geldiği günlerde aynısını düşünüyordum. Gerçi onun rüştünü henüz ispatladığını düşünmüyorum. Bir maçlık Sami Yen performansı ile peşin hüküm vermemek lazım. Yavaş yavaş takıma alışacağı kesin ancak bu alışma süreci umarım sezon sonunu bulmaz. Keza 2 ay sonra Dos Santos ve Jo ile yollar ayrılacak.

Galatasaray'ı birkaç hafta içinde bu kez de kadro şişkinliği meşgul edecektir. Kewell ve Baros'un gelmesi 2 yabancıya tribünün yolunu gösterecek ne yazık ki. Dolayısıyla Rijkaard'ın tatlı bir problemi de olmuş olacak. Sakatlık problemi ne ise şişkinlik problemi de odur bana kalırsa. Pek küçümsenecek bir dert değil yani

Bu hafta itibariyle en yakın takipçimiz Bursaspor oldu. Ertuğrul Sağlam soyadıyla müsemma bir takım kurabilmişse sezon sonuna kadar oralarda takılacaktır. Fenerbahçe'nin bu moral bozukluğunu atlatabileceğini düşünmüyorum. Sami Yen'de Galatasaray'a kaybetmeleri de onlar için dip nokta olacaktır.

28 Şubat 2010 Pazar

BURSA'DAN ŞAMPİYON OLUR MU?


Vallahi neden olmasın diyorum . Olursa şık da durur yani. Benim yaşlarımda olanlar Mususili, Ercümentli, Baljicli yılları hatırlar. Ne takımdı o yıllarda Bursa be. Timsah yürüyüşünü yaparlardı her golden sonra. Avrupa'da İnter Toto kupasında bayağı sükse yaratmışlardı. Ona benzeyen bir jenerasyonu bir araya getirdi şimdi Bursa. Birkaç sene evvel ikinci lige düştüklerinde bir devin sonunun geldiğini sananlar sanırım yanıldılar. Nejat Biyediç'in o yıllarda oluşturduğu takımın bir benzerini şimdi Ertuğrul Sağlam kurdu. Orta sahada Batalla, Ozan İpek, defansta Zapo, Ömer Erdoğan ileri uçta Sercan gibi önemli oyuncuları var. Kalede güven veren golcü İvankov. Dün Sivasspor'u 3-0 yendiler. Bu yıl son ana kadar yarışı sürdüren bir Bursa göreceğimize eminim ben!

25 Şubat 2010 Perşembe

AVRUPA'YA VEDA

Nasıl anlatmalı bilmiyorum ancak ben bu Avrupa maçlarına büyük eksiklerle çıkmaktan bıktım. Yeter artık ya! Geçen yıl Kewell'dan stoper yarattık bu yıl da Arda'dan santrafor.

Sami Yen'de Atletico Madrid'e boyun eğmek kötü koydu. Çünkü gerçekten de dişimize göreydiler. Yıldızları olmasına rağmen öyle ahım şahım bir futbol oynamıyorlardı. Bu tecrübesizlik denen illet başımıza hep dert açıyor. Hakemin hatası affedilir gibi değil o ayrı ancak Caner'in saçmalayışı ve moralleri sıfıra indirmesi apayrı bir şey. Bana kalırsa Caner'in kulağı şöyle iyice bir çekilecektir.

Bir rüyanın daha sonuna geldik. Geçen yılki doğruyu söylemek gerekirse daha çok üzmüştü beni ama bugün de üzülmedim diyemem. Bir sonraki turu hak etmiştik ilk maçtaki performansımızla.

İlginçtir son yıllarda "Cehennem Sami Yen" birçok takıma cennet oldu çıktı. Bir türlü o istediğimiz baskıyı kuramıyoruz Avrupa maçlarında. Neyse sağlık olsun diyelim. Şampiyonluğa kilitlenelim.

22 Şubat 2010 Pazartesi

ELMAS-BAKIR


Birçoğunuz elmasın dünyanın en sert maddesi olduğunu duymuşsunuzdur. Ateş, demir, basınç gibi unsurlar bu maddeye etki etmiyor. İlginç olan bu maddenin şekillendirilmesinde oldukça yumuşak bir elementin kullanılıyor olması. Yani bakır. Tüm bunları neden yazdım. Bursalı Beliğ'in bir beytinde şairin bu ilişkiyi muhteşem bir şekilde kullandığını görüyoruz. Şöyle:

Kalb-i sengine kelam-ı nerm eder elbet eser
Kıt'a-i elmas ta-büd hakk olur kurşun ile


** Yumuşak sözler, taş gibi katı kalplere bile tesir eder. Nitekim elmas kütlesi de ancak kurşun ile yontulmaz mı?

Kaynak: İskender PALA, Aşina Güzeller

6 Şubat 2010 Cumartesi

ZEMİNİN AZİZLİĞİ


Maç öncesinde zeminin bu kadar kötü olacağını söyleselerdi inanmazdım çünkü gerçekten Türkiye'nin en iyi spor komplekslerinden biri olduğu söylenen Kadir Has Stadyumu, böylesine bir zemine sahip olmamalıydı. Futbolcular 2 metreye top atmakta zorlandılar.

Galatasaray'ın öyle ahım şahım bir futbol oynayamayacağı takımların kadroları açıklandığında belliydi aslında. İleri uçtaki futbolcular açısından bu kadar zengin olan bir takım ligin ikinci yarısında sakatlıklar ve yanlış transfer politikaları nedeniyle resmen aciz kalmıştır. Düşünün ki bir sezon öncesi stopere kimi yerleştirsek acaba diye kafa yoran taraftar bu yıl da bir sürü maça acaba santrafor mevkiinde kim daha iyi oynar diye kafa yoruyor. Hayır, bir sürü seçenek içinden böyle bir tercih durumumuz olsaydı anlayacağım ancak her zamanki gibi en iyi çakma mevki adamını arıyoruz. Bir Galatasaraylı olarak buna alıştığımı belirtmek isterim. 5-6 yıldır çakma sağ beklerle, devşirme orta saha oyuncularıyla iş yaptığımızdan sorun çıkmıyor artık.

Maç vasatın üzerine çıkmayan bir mücadeleye sahne oldu. Hakem öyle amatörce hareketler yaptı ki, resmen kendisine güldürdü. Sanki karşısında 15 yaşında çocuklar varmışçasına futbolcuları kendinden uzak tutmaya çalışması onları abartı el kol hareketleri ile uyarması ve azarlaması aslında ne kadar korktuğunun da göstergesiydi. Maçın stresini kaldıramadı diye düşünüyorum.

Maçı keyifsiz hale getiren en önemli unsur saha zemini, ikincisiyse Galatasaray'ın eksik kadrosuydu diye düşünüyorum. Bu eksikliklere rağmen 3-4 net pozisyonu değerlendirememek de sanırım maç içi şans faktörlerinden biriydi. 10 kişi kalan Kayserispor'a her türlü bahaneyi bir yana bırakıp bir gol atmalıydı Cim Bom.

5 Şubat 2010 Cuma

OLMADI


Beşiktaş maçını büyük bir ümitle beklemiştim. Ülke futbolunun marka değeri 320 milyon dolarlara çıktığı şu günlerde her şeyin para olmadığını göstermesini beklemiştim Beşiktaş taraftarından. Ama olmadı. Tabii şimdi başka bir takımın taraftarı olarak Beşiktaş'ın karışmasını bekleyenlerin de düşüncesi bu yönde olabilir ancak ben samimi bir şekilde futbolun amatör ruhunun hala korunabildiğini görebilmek adına istemiştim bu protestoyu. Anladığım kadarıyla 200 kadar taraftar bu protestoyu gerçekleştirmiş ancak zamanında formaları ters giyen, sırtlarını sahaya dönen yani harika protestolar gerçekleştiren bu taraftar bu kez bekleneni gerçekleştirememiştir. yine de hayırlısı olsun diyelim Beşiktaş camiası adına!

Not: Bu arada Galatasaray'a küfür edilmesi de hoş değildi. Gerçi Galatasaray tribünleri de bunu yapıyor ancak ne olursa olsun küfür tribünlerden kalkmalı!

15.DAKİKA


Bugünkü G.Birliği maçında Beşiktaş taraftarının maçın 15. dakikasında stadyumu terk edeceği yönünde söylentiler var. Merakla bekliyorum maçın 15. dakikasını. Eğer gerçekten böyle bir tepki verirse Beşiktaş taraftarı gözümdeki değerleri büyüyecek ve Beşiktaş-Galatasaray maçlarının hiçbir sonucu beni artık üzmeyecek!

4 Şubat 2010 Perşembe

GALATASARAY'IN DERTLERİ


Galatasaray’ın dertlerini aslına bakarsanız birkaç kategoride toplamak mümkün.
1.Yetersiz kaleciler: Öncelikle Mondragon’un ardından dikiş tutturulamayan kale meselesi. Gelenlerin hiçbiri beklenen güveni veremediler.
2.Devşirme bekler: Cihan ile başlayan, “Her mevkiide oynar” yalanı; Sabri ile devam etti. Sabri birkaç maç diye başladığı sağ bekten kurtulamadı. O bölgenin gerçek adamlarının çok uzun yıllardan beri transferlerde tercih edilmemesi ilginç değil mi?
3.Sağlık Ekibi: Birkaç yıldır her devre arasında bakalım bu yıl kaç sakat olacak diyerek başlanıyor. Milli takımı da pençesine alan bir durum oldu bu. Sanırım artık bu durumu şanssızlıkla açıklayamayız
4.SCsizlik(Striker Center): Hakan Şükür’den bu yana golcü meziyetlerini gördüğümüz iki adam oldu. Baros, Nonda. Biri sakat, biri de anlamsız bir biçimde gönderildiğinden ileri ucu iflas etmiş bir takımla yüzleştik.

Sezon başına ne büyük hayallerle, gol rekorunu kırar bu takım sözleri ile başlamıştık. Ancak “Hayaller hayatın yaramaz çocukları gibidir, bir elma şekeri için sizi kandırır giderler” diye boşuna söylememişler.

FENER'DEKİ CİMBOMLULAR


Hasan Şaş'ın Saba Tümer'le programından daha çok malzeme çıkar. Konuşmasının bir yerinde Fenerbahçe'deki Galatasaraylılardan bahsetti, Şaş. Çok mühim değil bana kalırsa. Ben de Hasan Kabze'nin fanatik Beşiktaşlı olduğunu biliyordum mesela:D Lisede Daniel Amokachi formasıyla az dolaşmadı yanımızda:D

Galatasaray'da da bir sürü başka takım taraftarı var zaten ancak kim acaba Fener'deki cimbomlular. Ben tahmin üreteyim istedim, tipe göre:D

Gökhan Gönül
Semih Şentürk
Uğur Boral :))

Salladık belki tutar:D

3 Şubat 2010 Çarşamba

HAYRINI GÖRMEK Antalyaspor2-1Galatasaray


Çok uzağa gitmeye kalmadan gözümüzle gördük. Atletico maçında da mecburen böyle oynayacağız. Dikkat ettiniz mi bilmem ama Galatasaray Jo çıkınca sağdan soldan çizgilere kadar giden takım oldu. Hücumun orta bölümü bomboştu. Neden? Santrafor yoktu. Yani Arda'ya yalancıktan oraya gidiver dendi ancak Arda hayatında kaç kere orada oynadı ki zaten. Dolayısıyla alışkanlıklarının esiri olarak kanatlara doğru hareketlendi sürekli. Dos Santos deseniz garibim, şaşkın ördek gibi. Oradan oraya koşuyor mücadele ediyor ancak ne fayda. Cimbomda bir cümbüş bir karnaval. Kimse ne yaptığını bilmiyor.

Savunmaya da bir şeyler söylemekte fayda var. Yıllardır çakma sağ kanat oyuncularıyla oynaya oynaya bu hale de geldik işte. Defansif kanat oyuncusu neden almaz bu yöneticiler? Cihan Haspolatlı'dan, Sabri'den harikalar yarattıklarını mı düşünüyorlar. Yani bir iki maç diye başlamıştı o çocuklar o bölgeye üzerlerine yapıştı. Allah'tan birileri fark edip Arda'yı da o saçma yere kurban etmediler yoksa onu da söndürecektik.

SARI GECE




Bir maç bu kadar kötü yönetilebilirdi. Tabii bu kötü yönetimde şımarık futbolcuların çok oluşunun da katkısı yok değil. Ancak İBB-Trabzonspor maçının hakemi adeta bir basiretsizlik timsali olarak maçı katletti. En son 14 falandı sarı kartlar ben sayamadım gerisini. Son dakikada gol makinesi diye alınıp çamaşır makinesi çıkan Theo kardeş de sarı yok mu sarı deyince ağzının ortasına yedi sarıyı. TS'nin penaltısı bence haklı bir penaltıydı. İBB defansındaki avarel Barbossa topa elleri havaya kaldırarak yükselinmeyeceğini sanırım öğrenememiş. Son sözüm de Engin Baytar kardeşime olacak. Tamam iyi mücadele ediyorsun ve fena da sayılmazsın ancak bu kadar şımarıkça hareketler, çirkeflikler falan. Yok ben gözüm tutmadı seni! Sevemedim!

2 Şubat 2010 Salı

UMARIM AYDIN "YILMAZ"

Bir star adayı daha Anadolu'nun bağrında kendine çıkış aramaya gönderildi. O cendereden çıkmak pek öyle kolay olmuyor malumunuz. Benim hatırladığım son dönemde bir Arda var. Manisa'da şehzadeliğini tamamlayıp İstanbul'a dönebilen. Aydın artık şehzade olma yaşını da doldurdu. Sonu hayırlı olsun istiyorum tabii ki. Konya'da attığı golle hafızamıza kazımıştık o yılların körpe Aydın'ını. Rijkaard gibi gençlere yatırım yapan bir teknik adamı dahi değerlendiremedi Aydın. Ancak yılmamalı tabii ki, soyadına uygun davranmalı. Bakarsınız Eskişehir'deki aşı tutar da cimboma yıldız adayı diye geri döner. Olur mu? Olmaz diye bir şey yok!

31 Ocak 2010 Pazar

"AHMET DURSUN, SEBA GİTSİN"


Bugün Beşiktaş'ın başkanı seçilecek. Kaç sezondur başında bilmiyorum ancak bir Galatasaraylı olarak Yıldırım Demirören'i hiç yakıştıramamıştım Beşiktaş'a. Beşiktaş'ın 2 büyük takım arasında farkını çoğu zaman duruşu ile ortaya koyan bir takım oluşuydu benim bu yadırgayışımın nedeni. Küçücük aklımla dahi Süleyman Seba'nın saygı duyulacak bir başkan olduğunu fark ettiğimi hatırlıyorum. Yani Beşiktaş dendiğinde aklıma üç şey gelirdi o yıllarda: BEKO,BAKO,SEBA. Dolayısıyla böyle önder kişilikli bir adamın ardından başa gelenlerin hiçbiri o koltuğu adamakıllı dolduramadılar. Sadece "Yıldırım Demirören" değil diğerleri de. Ancak Demirören bir nebze daha farklıydı diğerlerinden. Para ile birçok şeyi halletmeyi kararlaştırmış "bazı yöneticilerimizin"(!) kalitesiz bir taklidiydi kendisi. Bir duruş yaratma çabasındaydı ancak verdiği ve gerçekleştiremediği bir sürü sözle taraftarının yüzünü kara çıkardı çoğu zaman , onları üzdü. Taraftarın küfürlü ve her kötü andan sonra hortlayan tepkisini hoş karşılamasam da Demirören iyi bile dayandı diyorum o koltukta. Tepkiler konusunda neden böyle düşünüyorum; çünkü ne yazık ki aynı taraftar takımın onursal başkanı olabilecek sevgiyi kazanmış bir insanı dahi yuhlarla uğurlamıştı. Hiç unutmam "Ahmet Dursun, Seba Gitsin" bağırışlarını. Bu anlamda vefa konusunda sadece Beşiktaş değil diğer takımlarımızın taraftarlarının da törpülenmesi, bir kültürel değişim gerçekleştirmeleri gerekiyor sanırım. Bu Demirören gibi bir başkan için bile böyle...
Geçen yılki hasbelkader şampiyonluğun da Demirören'in başkanlık sürecini etkilediğini düşünüyorum. Murat Aksu'nun ne kadar Seba geleneğine bağlı bir yönetici olduğunu bilmiyorum ancak; umarım o çizgidedir ve başa gelir. Keza futbolumuzda Özhan Canaydın, Süleyman Seba gibi düzgün kişiliklerin eksiklikleri hissediliyor.

23 Ocak 2010 Cumartesi

DEVRE ARASI TRANSFERLERİ


Yahu henüz sezon başında gelenlere alışamadan bir sürü transfer haberi alıyoruz. Bugünlerde en hızlı transfer yapan takım Galatasaray. Son olarak Spurs'lü Dos Santos'u da kadroya katmışız. -Gerçi resmi sitede açıklanmadı ama- Ben Bu transfere karşı olanlardanım. Dos Santos'u Barça'dan hatırlıyorum ve iyi bir futbolcu olduğunu biliyorum ancak onun gelmesiyle başlayacak olan yabancı kontenjanı sıkıntısı futbolcunun yararını gölgede bırakacaktır. Linderoth gönderildiğine göre Dos Santos gelince ya Nonda gönderilecek ya da Baros'un sözleşmesi askıya alınacak. Nonda'nın gitmesi demek Galatasaray'ın santrafor olarak Jo'ya kalması demektir. Doğruyu söylemek gerekirse 2 sezondur kimyamıza alışmış bir Nonda'yı yeni gelmiş Jo'ya tercih ederim. Baros'un sözleşmesinin askıya alınması ise Baros'u kafada bu yıl bitirdiğimiz anlamına geliyor ki bu adam sezonun son 6-7 maçına yetişir ve önemli işler de yapabilir. Kara kutu Dos Santos'a sakat Baros'u tercih ederim

16 Ocak 2010 Cumartesi

"YAZIK OLDU SÜLEYMAN EFENDİ'YE"


Geçen sezon için düşündüklerimiz doğru mu çıkıyor ne. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin inanılmaz kötü olduğu bir sezonda Beşiktaş'ın şampiyonluğunu büyük başarı sayanlar sanırım yavaş yavaş o güzel rüyadan uyanmaya başlıyor. Gerçi yine de taraftarın tepkisini Kasımpaşa maçı için fazla bulmuştum. Sebebi: her kötü maç sonrası verilen aşırı tepkiydi. Ben sürekli bir tepki halinden de hoşnut olmuyorum sanırım.

Beşiktaş, Türkiye Kupası'ndan elendi. Şimdi tek bir kulvar kaldı geriye şampiyonluk. Oynadıkları futbol bu düzeyde kalırsa sanırım 5. ya da 6.lık başarı olarak değerlendirilecek sezon sonunda. Ancak kurt teknik direktör Mustafa Denizli eminim birkaç kozunu lige saklıyordur. Gerçi ikinci sezonlarında genelde başarısız olduğunu ortaya koyarsak Denizli makus talihini yine yenemeyecek gibi.

15 Ocak 2010 Cuma

MAÇLARI SİNE SİNE DEĞİL SİNDİRE SİNDİRE İZLEYECEĞİZ


Cem Uzanlı Teleon dönemlerini bir hatırlayın. Sabri Ugan Ağabey'imiz nasıl da yırtıyordu kendini maçlarda. Artık maçları Cine Cine değil sindire sindire izleyeceksiniz diye. İyi bir göndermeydi tabii zamanın ihalesini kaybeden Cine 5'e karşı. Cine 5li dönemi hatırlayanlarınız da vardır, hatırlayamayanlarınız da. Benim hatırladığım sigara dumanı içinde kendinden geçmiş bir güruhla salya sümük, küfür nara maçları izlediğimdir. Hey gidi günler hey. Televizyon ekranına sprey sıkıp amuda kalkıp karıncalı ekranda maç izlediğimizi mi anlatayım, Teleonlu devirde maçın sesini dinleyip boş gözlerle karıncalı ekrana baktığımızı mı. İlk dönemler bir alışma problemi çekmiştik tabii. Halk olarak bu duruma alışkın değildik. Açık açık izlerken maçları bir anda kahvehanelere mahkum olmuştuk.

Şimdi maaşallah 321 milyon dolarlara çıkmış ligimizin değeri, bizler de o Cine 5 çocukları alıştık artık. Hiç sorun etmiyoruz maçlar şifreli kanallarda diye. Bildiğin alıştık. Bağışıklık kazandık. O zamanlardan beri tek değişen, maç izlediğimiz yerlerde gözlerimizin dumandan yaşarmaması.

"LUCAS NEİLL" NAM-I DİĞER "KUŞ AVCISI" GALATASARAY'DA NE İŞ YAPAR?

Timsah.com
İzleyin: kuş cenneti

Bizde de kuş avlar inşallah diye başlıyorum yazıma. Malumunuz 2006 Dünya Kupası elemelerindeki bir maçta sahadaki kargavari kuşcağızı haklamış bu iri cüsseli anzak umarım ligimizin kuşu Fenerbahçe'yi de avlayabilecek performansı sahaya yansıtır. Everton'da pek forma şansı bulamamış yeni cengaverimiz için düşüşe geçmiş bir performans tablosundan bahsedebiliyoruz ne yazık ki. West Ham'daki parlak günlerini arayan bir Lucas Neill umarım bizlere "camdan adamı" aratmaz.