17 Ekim 2010 Pazar

MAYA TUTMADI


Ortada bir gerçek var ki o da Frank Rijkaard'ın çaldığı maya tutmadı. İlk sezonunda 8. haftasını yaşayan bir teknik direktör olsaydı Rijkaard için bu cümleleri asla kurmazdım ancak gerçeği kabullenmeli. Bu maya tutmadı.

Gerçeklerden bahsi açtığımıza göre bir gerçekten daha bahsedelim. Lig, tribünlerden çığıran taraftarın başa getirtmeye çalıştığı imparatorun esip gürlediği 96-2000 arasındaki lig değil artık . Kesinlikle değil. O dönemlerin şahidi olarak böylesine bir performansla dahi Sami Yen'de kaybetmeyen bir Galatasaray izlerdik. O yıllarda 3 büyüklerin Anadolu takımlarına ezici bir üstünlüğü bulunmaktaydı. Hele ki kendi sahalarında bu takımların kaybetmesi mucize kabul edilirdi. Artık hem fizik hem de teknik kapasite olarak Anadolu kulüpleri 4 büyüklerden hiç de geride değiller. Bunu hem dün hem de bugün İstanbul'da oynanan maçlarda gördük.

Bugünkü maçın teknik analizini yapacak olursak Rijkaard'ın Nuh deyip Peygamber demediği sistemini masanın üzerine yatırmalıyız sanırım. Tek forvet ve bu forveti destekleyen iki kanat oyuncusundan asla vazgeçmedi teknik adam. Eyvallah dünya bugün bu taktiği benimsemiş durumda ancak görülen köy de kılavuz istemiyor. Bu takım iki sezondur bu taktikle bir yere gidemiyor. Baros'un dışında skora katkıda bulunacak adamlar kalenin çok uzağında kalıyorlar.

Geçen yıldan bugüne çok büyük hatalar yapıldı. Yönetim bazında da yapıldı teknik kadro bazında da. Geçen yılın ilk devresinin sonunda yapılan yanlış transferleri ve Nonda'nın saçma sapan gönderilmesini hatırlayacaksınız. Eskileri deşmenin alemi yok ancak Rijkaard'ın bu hamleleri takımı olduğundan geriye götürmüştür.

Her şey bir yana, ne Rijkaard'ın ne de futbolcuların yüzünden kenetlenmişlik okuyamıyorum. Şunu sanıyorum ki Rijkaard'ın umurunda değil bu durum. Futbolcularla ilişkisi ülkemize göre oldukça profesyonel ve soğuk. Kimsenin yüreğini sahaya yansıttığını, hocası için mücadele ettiğini sanmıyorum. Anlayacağınız futbolcular da bu sonuçlara içten içe seviniyorlar.


Anladığım kadarıyla Rijkaard'la yolun sonuna gelindi. Gelinmeli de. Dediğim gibi bu yılın başından bu yana mayanın tutmadığını anlamıştık. Belki, hadi son fırsat diye sabrediyor, teknik adamın arkasında duruyorduk. Ancak takımın ışığını kaybettiği ortada.

Taraftar duygusal olarak imparator diye bağırdı. İmparator'un bu teklifi kabul edeceğini şimdilik düşünmüyorum ancak onun o ateşli yapısı, futbolcuyu yüreklendiren tarzı ne yalan söyleyeyim tribünlerde bizi de ateşliyor. Kredisinin sonsuz oluşu ve kaybedecek hiçbir şeyinin olmayışı bazı davranışlarından dolayı hoşlanmasam da Terim'i cazip kılıyor. Terimli 4 yılı özleyenlerin arasında yer alan bendeniz Fatih Hoca'nın bu zorlu görevi üstlenip takımı sahiplenmesi gerektiğine inanıyorum. Yoksa Türk Telekom Arena'da izlenecek maç kalmayacak!

13 Ekim 2010 Çarşamba

ARDA TURAN'IN GÖZ YAŞLARI


bir yıldızın göz yaşlarına hakim olamayıp bir röportajda ağlayışının dramatik görüntülerini bir kenara bırakıp gerçekler üzerinden yorum yapmayı yeğliyorum.

arda'yı manisa'da kiralık olarak oynadığı sezondan beri yakından takip ediyorum. her galatasaray taraftarı gibi yeteneklerinin hayranı olmuşumdur. bütün bu yeteneklerine karşın, fizik kapasitesi ve devamlılığını göz önüne alarak çok da büyük bir yıldız olmadığı görüşünü savunuyorum. (tanju çolak'ın bir görüşüne katılacağımı hiç ummazdım)

arda, son yıllarda yıldız üretemeyen futbol piyasamızın siyah incisi ki gelişmesini tamamlayamamış futbol ülkelerinde böyle bir malzemenin üzerine inanılmaz gidilir. arda böyle bir futbol ülkesinin karakteri olmanın sıkıntısını çekiyor.

bütün bunlar arda'nın sütten çıkma ak kaşık olduğu anlamına gelmiyor. henüz ağa-maraba ilişkilerinin ön planda olduğu futbolumuzda arda'nın farklı bir karakter sergileyip üst düzey futbol ülkelerinin oyuncuları gibi profesyonelce davranmasını beklemiyordum. delikanlılık, bitirimlik geleneğinin henüz modasının geçmediği ülkemizde oyuncuların böyle saçma sapan durumların malzemesi olması "fedakarlık yaptı sakat sakat maça çıktı" gibi ağdalı sözlerin kahramanı olması oldukça doğaldır. profesyonelliğin en iyi uygulayıcısı ingiltere'de john terry'nin yaşattığı skandalı henüz unutmadık. olaydan beri adamın performansında her hangi bir sıkıntı göremedim ben. ya da c.ronaldo'yu düşünün. hakkında neler söylendi, hangi magazin skandallarının başrolünde olmadı ki? hala real'in en büyük yıldızı...

arda, bu prematüre futbol kültürünün "lafta profesyonel" bir elemanı. kız arkadaşıyla sinema kapatıp hava yaparken profesyonel geçinip yaptığının ederinde sükse yapacak bir açıklamayla gözleri dolabilecek kadarsa buralı. bu çocukların avrupa'ya gidip o sistemin bir parçası olabilmeleri bu manzaraya baktıkça hayalmiş gibi geliyor bana.

arda'ya çok yüklendiğimi düşünüyorsanız, insan önce sevdiğini paralarmış diyeyim. takımın sembolü haline gelmiş 23 yaşındaki bir delikanlının böyle şeylerle uğraşmasını istemiyorum ancak onun da bütün bu söylenenlere zemin hazırlar bir tarzı benimsediği gerçeğini de dile getirmeden edemiyorum.


gelelim arda malzemesini bir kerecik de biz kullanalım yahu deyip "densizce" sözler eden kabzımal beyfendiye. kendisinin pişekar ahmet çakar'ınsa kavuklu olup orta oyunu sahneledikleri düzeysiz futbol programının iler tutar yanı yok da işte bu programın üyeleri bir kere daha mide bulandırdı.

toroğlu için söylenecek şey çok da onu yıllarca maraton adlı programda takdir ederek izleyen bir büyük güruhun varlığı "adamın ne suçu var be abi" dedirtiyor bana.

densizce arda için "sakatlığının sebebi fazla seks" diyebilen bu adamı bursa kalecisi şenol için "şenol ananı...." derken izleyip gebeş gebeş gülen, komik adam lan, çok dobra valla!! diyenler bizler değil miydik?

arda da kusura bakmasın artık ama müstehak gibi geliyor bana bütün bu olanlar. topal örneği dururken karşımızda arda'mızın aklını başına devşirmesini sadece oyunuyla gündeme gelmesini çok sıkıldıysa da gerçek bir profesyonel gibi yaşayıp farklı ligleri denemesini istiyoruz. en azından ben öyle istiyorum!




12 Ekim 2010 Salı

NEDEN BÜYÜK BİR TAKIM DEĞİLİZ?


nedeni çok açık: grup elemelerinde çok düşük torbalardan gelen takımlara kaybettiğimiz puanlarla eleniyoruz.

1996 avrupa şampiyonası ve akabindeki 2000 ve 2002 elemeleri ardından futbolun -milli takımlar bazında- devlerinden olduğumuzu düşünenler olmuştur. bu tip düşünenlerden olmadığım için futbol bilgimle gurur duyuyorum. katıldığımız her elemede ve turnuvada "küçük mucize takımları" gibi elde ettik başarılarımızı. 96 avrupa şampiyonası bir mucize olarak nitelendi. puan dahi alamadan döndük. 2000 avrupa şampiyonası galatasaray ekolünün milli takıma yansımasıydı ve sıçrama evresindeki bir milli takımı andırıyorduk. 2002'de tek bir avrupa takımı ile dahi karşılaşmadan yarı finale çıkışımızı "büyük takımın işi" olarak görmek safdillik olacaktır. 2008 avrupa şampiyonasındaysa yaşanan mucizeleri hepimiz hatırlıyoruz.

evet artık 8-0'lık hezimetlerin takımı değiliz. torba atladığımız, futbolumuzu san marino, malta gibi ülkelerin çizigisinden üstlere taşıdığımız kesin ancak hiç kimse bizi 7 kız kardeşin(ingiltere-ispanya-almanya-italya-fransa-hollanda-portekiz) arasında düşünmesin. bu takımların vizyonu gerçekten çok büyük. bu takımlar olağanüstü performans düşüklükleri olmadığı müddetçe 4. torba takımlarına ne içeride ne de dışarıda yeniliyorlar. bu takımların elemelerde kaybetmesi oldukça nadir görülüyor. bu takımlar takım ayrımı yapmaksızın her maçı forse edebiliyorlar.

küçük bir takımız çünkü eren derdiyok, mesut özil gibi yıldızlar bizi değil de yaşadıkları ülkeleri tercih ediyorlar.

küçük takımız çünkü hiddink gibi 6 ayda 5 maç izlemiş ve jübilesine ramak kalmış olmanın rahatlığını münasebetsizliğe çevirmiş bir teknik adamın nazını çekiyoruz.

küçük takımız çünkü 3 büyükler dışından anadolu'dan milli takıma seçilecek adam sayısı parmaklarımız kadar bile değil.

küçük takımız çünkü tribünlerde avrupa avrupa duy sesimizi nidalarını henüz unutmadık.

küçük takımız çünkü günü kurtarmanın peşinde bir anlayışın çocuklarıyla oynuyoruz.

küçük bir takımız çünkü: bu kısma sizler de eminim dolu şey buluyorsunuzdur.

küçük bir takım olduğumuzu kabullenip gelişme adına "öğrenme" erdemliliğini gösterebilsek daha iyi bir iş yapmış oluruz bence. insanlara bu takımın büyük bir takım olduğunu empoze etmek mutsuz bir kitle yaratmaktan başka bir şeye neden olmuyor. bir sürü genç bu geceki azerbaycan maçından sonra ellerini başlarına götürüp azerbaycan'a bile yenildik dedi eminim. halbuki büyük bir takım olduğumuzu değil de gelişmekte olan bir takım olduğumuzu düşündürseydik insanlara 3. torbadaki türkiye'nin 4.torbadaki azerbaycan'a yenilmesini kabullenebilirdik.

10 Ekim 2010 Pazar

BUCA'DA AYBABA DEVRİ


samet aybaba'nın takımın başına gelmesi beni çok mutlu etti. bülent uygun'un takımı yarı yolda bırakıp gidişi umuyorum ki futbolcuları hırslandırmıştır. bülent uygun'u eskişehir maçının ardından lig tv'de gördüğümde bu adamın istanbul'da ne işi var demiştim. anladığım kadarıyla işi pişirmeye gitmişti sayın hazır asker.

neyse o defter kapandı. bucaspor için hayırlı bir anlaşma oldu diye düşünüyorum. aybaba lig tecrübesi üst düzeyde olan bir teknik adam. 3 kere kupa finali oynayıp 2'sinde bu kupayı kaldırabilmek her babayiğidin harcı değil. fenerbahçenin 30 senedir başındaki teknik adamların beceremediği bir iş en basitinden.

bu söylediklerimin yanında otoritesinin sağlam oluşu, 4 büyüklerden birinin başında görev yapmış olmanın getirdiği tecrübe vb. genç bir kadroya sahip olan buca için büyük bir avantaj .

bucaspor'un en kısa zamanda mabedine yani buca arena'ya dönmesi gerekiyor. orada rakiplere yaptığı baskıyı ne alsancak'ta ne de atatürk'te yapabildi. zeminlerin de bozuk oluşu takımı çok etkiledi.

haftaya yeni hocasıyla ilk deplasmanına çıkacak bucaspor için bir puan dahi çok önemli sayılacak. antep deplasmanı öyle hafife alınacak bir deplasman değil. ilk maçtan büyük bir sıçrayış beklemek safdillik olacaktır ancak teknik adam değişikliklerinde takımların pozitif etkilendiklerini görüyoruz. o anlamda antep deplasmanından umutluyum.

uygun gibi karakter problemi yaşayan ve yaşatan bir adamdan kurtulduğumuz içinse başlardaki kinim yerini mutluluğa bıraktı. başarısız olur temennilerimse devam ediyor... beter olsun!

8 Ekim 2010 Cuma

NE BEKLİYORDUNUZ?


maçın analizi falanı filanı oldukça gereksiz. milli takımın geride bıraktığımız iki maçını izleyen herkesin bu maçta en iyimser tahmininin beraberlik olduğu ortadadır. milli takımın seviyesinin düştüğü ortadadır. sanırım ülkenin altyapısı ve futbol anlayışı ile bunca başarı bile mucize değerindedir.

maçla ilgili hatrımda kalacak tek şey mesut'u yuhalayan binlerce gurbetçi taraftarın gürültüsü olacaktır. mesut için ne kadar acı bir durum olmalı. düşünsenize kendi milli takımınızla kendi evinizde rakip taraftarlarca çok belirgin bir biçimde her topla buluştuğunuzda ıslıklanıyorsunuz. buna benzer bir şeyin başka bir coğrafyada yaşanamayacağı ortada.

türkiye-brezilya maçında saraçoğlu tribünlerinin yarısından fazlasının sarı mavi olduğunu ve mehmet aurelio'yu yuhaladıklarını düşünün. yok yok bu olay almanya'dan başka bir ülkede gerçekleşemezdi gerçekten.

mesut golünü attı ve aşırı bir gol sevincinde bulunmadı. oysa deliler gibi sevinebilmeliydi mesut. bu saçmasapan milliyetçilik anlayışını ne gün bırakacağız çok merak ediyorum. bunun milliyetçilikle de ilgisi olduğunu düşünmüyorum ayrıca. kıskançlık, çekememezlik gibi bir şey bu. mesut vasat bir oyuncu olup malta milli takımını tercih etseydi yuhalar mıydık? eminim gurur duyuyoruz bile derdik. mesela kennedy bakırcıoğlu vardır. isveç milli takımında oynamıştır bir dönem. türk asıllıdır, yuhaladık mı kendisini? neden yuhalamadık? çünkü vasattı. real madrid'te hiç oynamadı. onun türklüğünü sallayan olmadı doğal olarak? muzzy izzet diye bir adam vardı hatırlarsınız. o da bir kelime türkçe bilmezken bizi tercih etti de adamı dövmekten beter etmedik mi? neredeyse ülkeden kovmadık mı? var mı anan muzzy'i?

son sözüm sergen'e olacak. bugün şunu anladık ki zamanında futbolcular kadroya bakıp"lan bu herif burada oynar mı ya, oğlum kesin kaybettik" diyorlarmış. kendi ifadesiydi. buradan oyuncuların takımlarda nasıl da çeteleştiklerini anladım. sergen'inse neden bayern'e transfer olamadığını...

ARDA TURAN AMELİYAT OLUYOR


bu haber arda'sız koca bir sezon demek! geçenlerde ntvspor'da konuşan doktorun dediğine bakılırsa 4-5 ay kesin sahalardan uzak kalınıyormuş. %100 bir iyileşme sağlanacağı da söylenemez diyor bu dediğim adam. desenize elimizdeki tek yıldız adayını da bu iğrenç sakatlık furyasına kurban vermiş bulunmaktayız. son yıllarda galatasaray'da nefret ettiğim şeylerden biri olan sakatlığa!!!


linderoth'un sakatlığıyla aynı sanırım bu sakatlık. umarım sonu benzemez:(


6 Ekim 2010 Çarşamba

ORTAYA KARIŞIK

birkaç haftanın acısını çıkarayım ve süreci değerlendireyim istedim.

*galatasaray'ın haftalardır iyi futbol oynamadan hasbelkader kazandığı konusunda sanırım bütün bloglar hemfikirdi. 2 yenilginin 3'e çıkışı karabük'e nasip oldu. 7 haftada 3 yenildi ve 4 galibiyet o kadar kötü bir istatistik ki ben cm'de böyle bir başlangıç yaptığımda oyundan çıkıyorum yeni oyun açıyorum. galatasaray'dan bu yıl arzulanan futbolu beklemek fazla pollayanacı olmak demek sanırım.

*arda turan'ın sakatlığı ile ilgili birkaç gündür ortada dolaşan haberler türkiye gerçeğini ortaya koymuştur. kendisinden pek haz etmesem de emre belözoğlu'nun açıklamalarını dikkate almak gerekiyor. işin içinde olan biri olarak emre, fizik kapasite olarak avrupa'da yetişen türklerin kendilerinin çok önünde olduklarını itiraf etti. bunu itiraf edebilmek de bir öz eleştiridir diye düşünüyorum. altyapılardan profesyonelliğe oyuncularımız amatör kültür ile yetiştiriliyorlar. metin oktay döneminin gelenekleri devam ediyor sanki. altyapıdan hiçbir fiziksel yüklenmeye maruz kalmadan çıkan çaylaklarımız yıldız olsalar da birkaç yıl içerisinde eklem ve kas problemleriyle boğuşuyorlar.

*sadri şener'in açıklamaları haddini aşmış gibi geldi bana.o hep livir plit esprisi yapmalı bence.

*fenerbahçe'nin her hafta farklı bir karakterde ortaya koyduğu futbol fenerlileri bırakın beni bile rahatsız ediyor. bir hafta 6 atıp sonraki hafta 3 yiyebilecek bir takım görüntüsü çiziyorlar. altılık performansı galatasaray maçına denk gelmez diye dua ediyorum:)

*hafta sonu milli maç ne olur sorusuna verilecek cevap "evimizde oynayacağımız maçta favoriyiz" olacak. gerçi alman futbol federasyonu bu duruma önlem almıştır diye düşünüyorum. gurbetçilerin bilet almaması için her türlü önlemi alacaklardır. karaborsaya da düşse o tribünlerin kırmızı beyaz olmasını engelleyemiyorlar çünkü.

*mesut'un bize gol atması durumundaki tepkisi merakla bekleniyor. bu ne kadar da saçma bir beklenti. ne yaparsa yapsın. dünya eski dünya değil ki. mesut'un türk asıllı olması onun türk gibi hissetmesini gerektirmiyor. keza öyle de gözüküyor. mesut'un almanya'da yetişen 4. kuşak olduğunu düşünürsek böyle hissetmesi kadar doğal bir şey olmadığını düşünüyorum. bırakmak lazım bu köken hassasiyetini. mesut'u bir alman gibi görebilmek gerekiyor.

BÜLENT UYGUN VE ETİK


uzun süredir yazamıyordum. kah canım istemedi kah fırsat olmadı. bugün uygun'un istifa ettiğini görünce şok oldum. keza izmir'imin güzel takımı bucaspor'u bu yıl can-ı gönülden destekliyordum.karakteri konusunda kafamda soru işaretleri olsa da sivas'taki başarısı ile uygun bu takıma uygundur diyordum.

düşündüğümden de farklı olmadı. iyi bir başlangıç yapıldı lige. bucaspor'un izlediğim maçlarında çok güçlü olmasa da ısıran bir ekip olduğunu görmüştüm. ilerleyen haftalarda uygun'un daha iyi işler çıkarabileceğini düşünüyordum.

ama fiyasko...
ne kadar da haysiyetsizce bir tavır sergilemiş uygun.
kendisine uygun bir tavır mı demeli yoksa.

yönetimle uyuşamayıp gitmeni bir yere kadar anlayabiliyorum ancak ne kulüp bunları doğruluyor ne de basın kuruluşları.

es-es tabii ki bucaspor'dan daha karizmatik bir kulüp. tabii ki buca'ya göre tercih sebebidir. ancak böyle bir dönemde takımı bırakıp rakibe geçmenin etikle yakından uzaktan ilişkisi yok. bu tamamen bir karaktersizlik örneğidir.

bu adam her an herkesi satabilecek bir mantalitede olduğunu göstermiştir. hani meşhur asker selamı da vardır ya bu fener'deyken de hareketlerinden pek haz etmediğim adamın. belli ki çıkarlarına uyduğu anda selamı herkese çakıyor. yazıklar olsun. başarısızlığın da dibine vursun dilerim!!!